
Maqam: SabaGenre: nasheed, ilahi, naat, poetryYear: 2024Type: nasheedComposer: Dursun Ali Erzincanlı
Story & Cultural Context
This track is a poetic tribute (naat) dedicated to the historical and spiritual figure known as the 'Lion of the North.' It follows Erzincanlı's signature style of rhythmic storytelling and religious eulogy, blending spoken word with melodic elements.
← Browse

AI-Enriched85%
Credits
ComposerDursun Ali Erzincanlı
LyricistDursun Ali Erzincanlı
ProducerDursun Ali Erzincanlı
LabelIndependent
Story & Cultural Context
This track is a poetic tribute (naat) dedicated to the historical and spiritual figure known as the 'Lion of the North.' It follows Erzincanlı's signature style of rhythmic storytelling and religious…
Titles in Other Languages
العربيةأسد الشمال
EnglishLion of the North
TürkçeKuzey Aslanı
Lyrics
Varsın garga ağacı konuşmasın. Kimi gizleyeceğini biliyoruz. Şeytan bunu bildiğimizi biliyor ve gargata yalan söylüyor. Ağacın melhem eden ve arslından haberi yok. Kuzeyde, Şimalin sık ormanında, kadim kitaplarda anılan, cinlerden ve insanlardan destanları duyulan bir arslan. Ay ışığında yanan, gün ışığında alev rengiyle, üç bin yıllık yeleleriyle kıyamet gibi duruyor. Hilal gökyüzünde, yıldız önünde, gölgesinde üç yüz on üç arslan yavrusu, üzerlerinde bedir kokusu birbirlerine vakti soruyor. Arslanın yüzünde öfke yok ama acıma da yok. Göğsünde mazinin tertemiz zaferleri, gözlerinde güney, pençelerinde bela, dişlerinde katliam haberleri. Kardan bir orman soğuk mu soğuk, onu durduran semavi bir buyruk. Henüz kükreme, önce melheme. Elçiler öldüren kavim yeryüzünde iki kez fesat çıkaracaktı. Üçüncüsü yoktu. İki kez belirlenmiş bir saatti. İlk fesatta üzerlerine güçlü kuvvetli kullar gelmişti. Bu yerine getirilmiş bir vaatti. Aradan binlerce yıl aktı. Şimdi zulümlerinin bir ölçüsü yok. İkinci fesadın zirvesindeler. Dur diyenleri, set çekenleri yok. Çocuk öldürmeyi firavundan öğrendiler. Akılları izanları yok. Oysa örnekleri Hazreti Musa'ydı. Zulümden kurtarana değil, zulmedene benzediler. Muhakeme yok, feraset yok. Çocukları katletmeye emreden ilah olur mu diye düşünmediler bile. Meğer babaların yaptığı ev çocuklarının mezar taşıymış. Başka diyarlarda zor mudur bilinmez. Ama Gazze'de ölüm çocuk işiymiş. Şimdi Gazze baştan başa çocuk mezarlığıdır. El uzatanlara cennet bahçesi, dil uzatanlara cehennem çukurudur. Filistin süt ve bal akan diyardır. Süt bebelerinin kanı akan diyar değil. Filistin Beyti Maktis'tir. Mescidi Aksa'dır. Mescidi Aksa Filistinli'nin değil, Arab'ın, Acem'in değil, alemlerin Rabbi olan Allah'ındır. Kabe gibi haremi şeriftir. İnananlara Allah'ın emanetidir. Mekke'ye gelen ebabiller Kudüs'e gelmeyecek. Sebepler aleminde Mekke'nin koruyucusu yoktur. Kudüs'ünse bir buçuk milyar ebabili var. Ebabil olması gereken evladı iyali var. Ey bir buçuk milyar! Bebekler ölmese mahşere kalırdı belki ama kalmayacak. Kara bir bulut gibi çökecek üzerimize. İnanan, inanmayan dinlemeyecek. Durmayacak, dinlenmeyecek. Kanatlarımızı kıracak, en önce bize dokunacak. Dünyayı kasıp kavurmadan önce bize dokunacak. Nice yabancı kuşları ebabil yapacak. Gazze'den yana olanları iyiler defterine yazacak. Yüceltecek, bakıp hayret edeceğiz ve utanacağız. Bu yaklaşan kara bulut yağmur yüklü değil, kıyamet gibi olacak. Kötülerin gecelerini yakacak Gazze geceleri. Çocukların feryadı elbet göğü yere indirecek. Bir mümin olarak utanacağız. Bebeğini süsleyip kefene saran anne, gözlerini kaybeden küçük kız karanlığı taşıyacak izleyenlerin evine. Peygamberlerden, meleklerden, Allah Teala'dan utanacağız. Gazze'nin mazlum kızları ve oğulları şehit çocukların ellerinden tutarak girecek Kudüs'e. Eğer önlerinde Resulullah olursa, Mekke'nin, Medine'nin Kudüs'ün imamı girerse mescide, bizi görmesin diye Hazreti Muhammed Mustafa'dan saklanacağız. Ve bir gün, vallahi bir gün, sebebi bilinmez, güneşte bir alamet mi olur? Gazzeli çocukların sesi mi? Batı şeria da, Ramallah da, yoksa Han Yunus da kadınların yangın feryatları mı? Mescidi Aksa'da mazlum bir nida, İsrafil'in suruna mı dönüşür bilinmez. Ama o ses ilk önce kuzeyde duyulacak. Şimal'in sık ormanından bir kükreyiş titretecek dünyayı. Ölmeden önce ölenler dirilecek. Kendi beden kabrinde asırlardır dinlenen, kalbinden başka kimseyi dinlemeyen yiğitler, cabiye şehitlerine benzeyecekler. Saçlarını kazıtmış, doğdukları gibi saf, temiz başlarla, söz verdikleri Allah'a hamd ederek yürüyecekler. Her sokak başından, her şehir, her ülkeden toplanıp çoğalacaklar. Nehirler deniz olacak. Nehirden denize kadar. Ve o gün elçiler öldüren kavim, kitabınızın size söylediğini yapın, Yahuda'da bildirin ve Yeruşalim'de işittirin. Ve deyin, memlekette boru çalın, yüksek sesle bağırın. Ve deyin ki, toplanın da duvardı şehirlere girelim. Sion'a doğru bayrak kaldırın. Kaçıp sığının, durmayın. Çünkü Allah kuzeyden üzerinize büyük bela ve kırgın getirecek. İşte dilini bilmediğiniz arslan sık ormanından çıktı. Ve milletleri helak eden cengaver yola düştü. Şehirlerin harap olsun ve onlarda oturan kalmasın diye senin diyarını viran etmek için yerinden çıktı. Bu ikinci cezalandırma vaktidir. Üçüncüsü yok. Onurunuzu çiğneyecek. Daha önce girenler gibi yine mabedinize girecek. Pençesine geçirdiği her şeyi yakıp yıkacak. Yardımcısı olacak alemleri yaratan. Havadan, denizden ve karadan. Önünde sonunda, vallahi günün sonunda Kudüs fethedilecek. Yeryüzü en salih tekbirler salacak göğe. Dedesinin cansız gözlerinden öptüğü Rin, abisi Tarık, diğer şehit çocuklarla Mescidi Aksa'yı süsleyecekler. Namaza hazırlayacaklar ilk kıblegahı. Saflar oluşacak. En önde üç yüz on üç, renk renk, çiçek çiçek ve kuzey arslanığa mihraba geçecek. Varsın garga t ağacı konuşmasın. Kimi gizleyeceğini iyi biliyoruz. Şimdi kuzeyde, Şimal'in sık ormanındayız. Gözümüz arslanda, kulağımız semada. Biraz daha sabret. Güneşte bir alamet, az kaldı lebbek demeye, az kaldı büyük melhemeye. Her şey bir kükreyişe bakar.